Mach1 Digital Community

Geri Git   Mach1 Digital Community > İnternet - Bilgisayar - Multimedia > İnternet Dünyası > Haberler - Yenilikler
 

Forum içerisinde "Digiturk, D-Smart" gibi Yerli Platformları kapsayan, bunlarla ilgili "Kart paylaşım (Card Sharing), Iptv adresi , Key, Şifre, Dosya" içerikli her türlü açık alanda yazışma yasaktır ! Tespiti durumunda ilgili kişiler forumdan süresiz uzaklaştırılacaktır ve talep durumunda resmi mercilere bilgileri verilebilecektir lütfen bu konularda kurallara uyalım.
** SERVER ÜYELİK SÜRELERİ BİTENLER KAPATILDI YENİLEMEK İÇİN ÖZEL MESAJ ATIN** Cccam Özel Pay Server Hakkında Üyelik ve bilgi almak için buraya tıklayarak özel mesaj atabilirsiniz...Üyeliklerini yenileyen ve yeni üyelere artık 2 farklı CCcam server verilmektedir..
** IPTV+ CCcam Server Hakkında Üyelik ve bilgi almak için** buraya tıklayarak özel mesaj atabilirsiniz...
 
 
160929_wetekplay2_knowmore.gif

   

   

Yanıtla
 
Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 01-04-2017, 23:58   #91
Mehmetkarahanlı
Informant
 
Mehmetkarahanlı kullanıcısının avatarı
 
Konum: Bursa
Yaş: 57
Mesaj: 16,597
Üye No: 130517
Giriş: 27-11-2015

Uydu Alıcısı: nexstar

Kart Paylaşımı: hayır
Thanks: 1,877
Thanked 287 Times in 249 Posts
Varsayılan

Dondurucu soğuklar ve artan kar yağışlarıyla ateşli hastalıklar yeniden yaygınlaşmaya başlıyor. Gün içinde hastaneye aşı ve rutin kontrol için başvuran bebeklerin yanı sıra hasta çocukların oranı da soğuk havalarla birlikte artıyor. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Sinem Karaca Atakan, kış hastalıkları ve enfeksiyonlardan korunma yollarının başında kişisel hijyen kurallarına önem vermek olduğu uyarısında bulundu.



Genellikle solunum yolu enfeksiyonuna neden olan virüs ve bakteri kaynaklı enfeksiyonlar kış aylarında artış gösteriyor. Soğuk ve yağışlı havalar açık hava yerine kapalı ortamlarda geçirilen zaman artıyor,bu da solunum yoluyla bulaşan enfeksiyonların yaygınlaşmasına yol açıyor.

Medical Park Bahçelievler Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Sinem Karaca Atakan, genel olarak solunum yolu enfeksiyonları olarak tanımlanan bu hastalıkları çocukların yılda birkaç defa geçirmesinin normal karşılandığını söyledi. Hastalıklardan korunarak vücut direncini artırmak için kişisel hijyenin, iyi beslenmenin ve spor yapmanın da önemli faktörler olduğunu anlatan Dr. Atakan, çocuklarda en sık rastlanan enfeksiyon hastalıkları ve tedavi yöntemleri ile ilgili şu bilgileri verdi:



SOĞUK ALGINLIĞI ÇOCUKTA ASTIMI TETİKLİYOR

Soğuk algınlığı: Tüm yaş gruplarında en sık görülen virüslerin neden olduğu bir hastalıktır. En sık etkenler rhinovirüsler veve adenovirüslerdir.. İnsandan insana bulaşması kolay olduğundan kreş ve okul çocuklarında yaygın olarak görülür. Halsizlik, burun akıntısı, hapşırık ve öksürük ile başlar. Ateş genellikle çok yükselmez. Astım, sinüzit gibi kronik hastalığı olan çocuklarda bu hastalıkların aktifleşmesine neden olabilir. Tedavi semptomatik olmalıdır, istirahat önemlidir. Ateş düşürücüler ve burun tıkanıklığı için serum fizyolojikli damlalar yeterlidir. Eklenen bakteriyel hastalık yoksa ve doktoru önerisi olmadan antibiyotik kullanılmamalıdır.



GRİP VİRÜSÜ EŞYALARDA UZUN SÜRE CANLI KALABİLİYOR

Grip: İnfluenza virüsun neden olduğu, küçük çocuklarda ve yaşlılarda ağır seyreden, sistemik semptomlar yapan bir hastalıktır. Toplu alanlarda kolayca yayılır. Eylül-Ekim aylarında yapılan aşıyla korunma sağlanabilir. Halsizlik, iştahsızlık, ateş, eklem ve kas ağrıları, baş ağrısı gibi belirtilerle başlar. Boğaz ağrısı, burun akıntısı, gözlerde yanma ve öksürük ilerleyen günlerde eklenir. Özellikle çocuklarda karın ağrısı ve ishal ile birlikte olabilir. Tedavisi soğuk algınlığı gibi semptomatiktir, antibiyotik kullanılmaz, dinlenmek esastır, bulaştırıcılığı da azaltacağından salgınlar açısından da önleyicidir. Virüs eşyaların yüzeylerinde de uzun süre canlı kalabildiğinden temizlik ve hijyen korunma da önemlidir.
Mehmetkarahanlı is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 01-04-2017, 23:59   #92
Mehmetkarahanlı
Informant
 
Mehmetkarahanlı kullanıcısının avatarı
 
Konum: Bursa
Yaş: 57
Mesaj: 16,597
Üye No: 130517
Giriş: 27-11-2015

Uydu Alıcısı: nexstar

Kart Paylaşımı: hayır
Thanks: 1,877
Thanked 287 Times in 249 Posts
Varsayılan

FARANJİTE KARŞI AŞIRI SICAK- SOĞUKTAN UZAK DURUN

Farenjit: ‘Farinks’ denilen ağız ile soluk borusu arasındaki bölgenin iltihabıdır, genellikle virüsler etkendir. Boğazda ağrı-yanma, yutma güçlüğü, öksürük ve ateş gibi belirtiler ile başlar, boyundaki lenf bezlerinde şişme olabilir. Genellikle virüsler nedeniyle oluştuğu için semptomatik tedavi yeterli olur, aşırı sıcak ya da soğuk yiyeceklerden uzak durmak gerekir. Doktor tarafından bakteriyel etken düşünülüyorsa antibiyotik başlanabilir.



YUTMA ZORLUĞU VARSA TONSİLLİT’E DİKKAT!

Tonsillit: Bademcik diye bilinen, boğazdaki tonsil denilen lenf bezlerinin iltihabıdır. Viral ya da bakteriyel kaynaklı olabilir. Boğazda şişlik-ağrı ve yutma zorluğu şiddetlidir. Bakteriyel kaynaklı olma ihtimali nedeniyle doktor kontrolü gereklidir. Halka arasında “beta mikrobu” diye bilinen A grubu beta hemolitik streptokok bakterisi nedeniyle oluşan tonsillit sonrasında ortaya çıkabilen akut romatizmalateş tablosu kalp ve eklemleri tutan ciddi bir hastalıktır ve antibiyotik tedavisi ile engellenebilir.



KRUP 3 YAŞA KADAR KORKUTUYOR

Krup: 6 ay ila 3 yaş arasındaki çocuklarda bahar ve kış aylarında sık görülen, salgınlar oluşturabilen ve şiddetli bir tablo ile seyrettiğinden korkutucu olabilen bir hastalıktır. Etkeni parainfluenza virüstür. Üst solunum yollarında iltihabi reaksiyon ve ses tellerinde ödem nedeniyle solunum sıkıntısı ve “havlar tarzda” öksürük kliniği ile ortaya çıkar. Öksürük özellikle geceleri şiddetlenir. Ailenin ve çocuğun sakin olması önemlidir, temiz hava ve soğuk buhar rahatlama sağlayabilir.



ORTA KULAK İLTİHABININ BELİRTİSİ AKINTI

Otit: Orta kulağın iltihabi hastalığıdır. Üst solunum yolu hastalıkları ve alerjik hastalıklarla birlikteliği sık görülür. Kulak ağrısı ateş ve akıntı şikayetleriyle ortaya çıkar. Yakın takiple antibiyotik kullanmadan geçirilebilir ancak genellikle antibiyotik tedavisi uygulanır. Biriken iltihabı boşaltmak gerekebilir.



ENFEKSİYON TEDAVİ EDİLMEZSE TEK ÇARE CERRAHİ

Sinüzit: Yüz kemikleri arasındaki sinüs denilen boşlukların iltihaplanmasıdır. Genellikle solunum yolu enfeksiyonlarına eşlik eder. Baş ağrısı, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı ile kendini gösterir, solunum yolu enfeksiyonu 10 günden daha fazla sürüyorsa sinüzit olasığı ortaya çıkar. Yeterli tedavi edilmediğinde ya da yapısal anomali varlığında kronikleşebilir. Görüntüleme yöntemleri ile tanı konulabilir. Enfeksiyonun tam olarak tedavi edilmesi önemlidir, gerekirse cerrahi yöntemlere başvurulabilir.



PNÖMONİ YAŞAMI TEHDİT EDİYOR

Pnömoni: Zatürre olarak bilinen akciğerlerdeki hava keselerinin iltihaplanmasıdır. Hayatı tehdit edici bir enfeksiyondur. Çeşitli etkenlerle oluşabilir. Solunum sıkıntısına sebep olur. Halsizlik, ateş, şiddetli öksürük, bulantı-kusma, karın ağrısı belirtileri ile başlar, ilerledikçe çocuk hızlı soluk alıp verme şekline dönüşür. Mutlaka doktora başvurmak gerekir. Etkene göre uygun tedavi ve destek tedavisi uygulanır.



SİGARA DUMANI BRONŞİTİ TEKRARLATIYOR

Bronşit: Bronş adı verilen hava yollarının iltihaplanmasıdır. Tedavi edilmezse pnömoni gelişebilir. Genelde viral etkenlerle oluşur. Üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra ortaya çıkması olasığı yüksektir. Burun akıntısı, öksürük, hafif ateş ile seyreder. Doktor tarafından tanı konulup tedavi edilmesi gereklidir. Sigara dumanı şikayetleri ve tekrarlama riskini arttırır.
Mehmetkarahanlı is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-04-2017, 00:00   #93
Mehmetkarahanlı
Informant
 
Mehmetkarahanlı kullanıcısının avatarı
 
Konum: Bursa
Yaş: 57
Mesaj: 16,597
Üye No: 130517
Giriş: 27-11-2015

Uydu Alıcısı: nexstar

Kart Paylaşımı: hayır
Thanks: 1,877
Thanked 287 Times in 249 Posts
Varsayılan

Vücudun en büyük ve en fazla yük taşıyan eklemlerinden biri olan diz, hareketsizliğin ve fazla kiloların bedelini ödüyor. Liv hospital ortopedi ve travmatoloji uzmanı doç. Dr. Erdem ertürer hiçbir sebebi yok gibi görünen ve hafif başlayan diz ağrılarının nedenini ve çözümünü anlattı.

Diz önü ağrısı sık görülüyor

Belirgin bir travma yaşamadığı halde diz ağrısından şikayet eden hastalarda akla gelen ilk teşhis “patella-femoral ağrı sendromu” diğer adıyla diz önü ağrısı oluyor. Bu hastalıkta ana rolü diz kapağı kemiği yani patella oynuyor. Genellikle nedeni bazı kaslardaki dengesizliklerin patella kemiği ile diz eklemini oluşturan diğer kemikler arasında bir uyumsuzluk meydana getirmesidir. Zamanla bu durum eklemin ön kısmındaki kıkırdaklarda ödeme ve hatta zedelenmelere yol açarak artan bir ağrıya neden olur. Hastada oluşan şikayetlerin nedeni sıklıkla spor ya da egzersiz yapmamalarıdır.



Gündelik hayatı kısıtlamaya başlar

Bu tür rahatsızlıkların en önemli belirtisi yokuş ve merdivende artan diz ağrısıdır. Zira bu ağrı zamanla normal yürüyüşlerde de görülmeye başlar ve gündelik hayatı kısıtlar duruma gelir. Bu şikayetlerle başvuran hastalarda doğru tanı çok önemlidir. Muayene ile diz ağrısı oluşturabilecek menüsküs zedelenmeleri, bağ yırtıkları ya da kireçlenme olarak bilinen kıkırdak sorunları birbirinden ayrılır. Eklem uyumu değerlendirilir. Gerekirse mr çekilerek özellikle diz içi yapıların durumu ile ilgili detaylı bilgi sahibi olunur.



Öncelikle kaslar güçlendirilmeli

Uzmanlara göre patello-femoral ağrı sendromunda öncelikli tedavi şekli fizyoterapi olmalı. Fizyoterapide diz çevresindeki kas yapıları güçlendirilerek dizin doğru bir mekanikte çalışması sağlanır ve böylece aşınma ve ağrı engellenir. Akut ağrıyı geçirmek için veya kıkırdak yapısını güçlendirmek için çeşitli ilaçlar kullanılabilir. Bu önlemlerle ağrının geçmediği durumlarda diz içi enjeksiyonlara da başvurulur. Ancak tedavinin başarılı olması için önce hastanın egzersiz ve spor faaliyetlerini gündelik yaşantısının bir parçası haline getirmesi gerekir.



Kutu… kutu… kutu…



Diz sağlığını korumak için kiloya dikkat edin, spor yapın



Aşırı kilo dize çok yük bindirir, diz sağlığı için fazla kilolardan kurtulmak gerekir.

Eğer dizde belirgin bir artroz (kireçlenme) varsa ve yürürken diz ağrısına yol açıyorsa baston kullanmak dize binen baskıyı azaltacaktır.

Özellikle ağrısız dönemlerde yürüyüş yapılmalıdır.

Düzenli spor yaparak genel kondisyonu artırmak, kas kuvvetini, kasların ve eklemlerin esnekliğini artırmak gerekir. Denge ve propriosepsiyon egzersizleri de çok önemlidir.

Sporun dizleri çok zorlamaması gereklidir. Sıçramalı, zıplamalı sporlar diz sorunu olan kişiler için uygun olmayabilir.

Spor öncesinde ve sonrasında mutlaka germe egzersizleri yapılmalıdır.

Ayakkabı seçimi çok önemlidir. Çok yüksek topuklu ayakkabı önerilmez. Ayakkabının arka desteği iyi olmalıdır.
Mehmetkarahanlı is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-04-2017, 00:00   #94
Mehmetkarahanlı
Informant
 
Mehmetkarahanlı kullanıcısının avatarı
 
Konum: Bursa
Yaş: 57
Mesaj: 16,597
Üye No: 130517
Giriş: 27-11-2015

Uydu Alıcısı: nexstar

Kart Paylaşımı: hayır
Thanks: 1,877
Thanked 287 Times in 249 Posts
Varsayılan

Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, özellikle kış aylarında kalp-damar hastalıkları, kalbe bağlı ölümler ve kalp krizi oranlarının arttığına dikkat çekiyor. Doç. Dr. Alp Burak Çatakoğlu “Soğuk havada vücudumuzun daha fazla enerjiye ihtiyacı vardır. Sempatik sistemimiz daha fazla çalışır. Bu nedenden dolayı nabız ve tansiyon artma eğilimine girer, dolayısıyla kalbin üzerindeki yük artar. Kalp-damar hastalığına yatkın kişilerde bu faktörler kalp üzerindeki stresi arttırarak kalp krizini tetikler. Kış aylarında vücudumuzun hareketliliği azaldığından vücutta kilo artışı ve kolesterolde de artış gözlenir. Kış aylarında güneş ışığı azaldığı için vücudumuzdaki hormon düzeylerinde de değişiklikler olur” diyor.



Bağışıklık genlerimiz iş başında

Yapılan araştırmaya göre kış aylarında vücudumuzda bağışıklık sistemini kontrol eden genler aktif hale gelir. Bu genler güneş ışığını ve soğuk havayı algılar. Bu sayede enfeksiyonlarla vücudumuz daha güçlü mücadele eder. Özellikle mevsimler arası sıcaklık farklılıkları fazla olan ülkelerde bu genetik değişimler daha belirgin olmaktadır. 22.000 gen üzerinde yapılan bu incelemede, kış aylarında yaklaşık dörtte birinde aktivitenin arttığı gösterilmiş. İltihap hücreleri beklenenden fazla aktif hale geldiğindeyse bazı hastalar olumsuz etkilenebilir. Bunların başında kalp hastaları gelir.



ÖNERİLERE UYUN HEM KALBİNİZİ HEM KENDİNİZİ KORUYUN

Güne yavaş başlamak gerekir. Tansiyon özellikle sabah saatlerinde daha yüksektir. Güne yavaş ve huzurlu başlanırsa tansiyon ve nabız değerleri kendini gün içindeki koşturmacaya daha rahat adapte olacaktır.

Soğuk havaya çıkarken vücuttan ısı kaybını azaltmak gerekir. En çok ısı kaybı baş ve ellerden olduğu için bir şapka ve eldiven ile kişi kendini korumalıdır.

Kalın tek tabaka kıyafet giymek yerine ince birkaç tabaka kıyafet yine ısı kaybını engellemekte etkilidir.

Soğuk havada sigara içmek kalp damarlarının büzüşmesini arttıracağı için oldukça tehlikelidir. Alkol tüketimini de azaltmak kalp sağlığı için önemlidir.

Kış aylarında kilo almaya daha meyilli olunduğu için beslenmeye dikkat edilmelidir.

Özellikle 65 yaş üstünde veya bilinen kalp-damar hastalığı olan kişilerde grip aşısı ve zatüre aşısının yapılması kalp krizi riskini azaltır. Bu kişiler daha hassas olduğundan dolayı, grip kalp üzerindeki yükü arttıracaktır. Grip aşı ile enfeksiyonlara karşı daha güçlü direnmek mümkün.
Mehmetkarahanlı is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-04-2017, 00:01   #95
Mehmetkarahanlı
Informant
 
Mehmetkarahanlı kullanıcısının avatarı
 
Konum: Bursa
Yaş: 57
Mesaj: 16,597
Üye No: 130517
Giriş: 27-11-2015

Uydu Alıcısı: nexstar

Kart Paylaşımı: hayır
Thanks: 1,877
Thanked 287 Times in 249 Posts
Varsayılan

Vitaminler kış aylarının gelmesiyle beraber vücut direncimiz için destekleyiciler haline geldi. Belirli miktarda alınan vitaminler vücudumuza yarar sağlarken bilinçsiz kullanım sağlığımızı tehdit ediyor. Emsey Hospital’dan Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Evnur Saray vitamin kullanımı ve yararları hakkında bilgi veriyor.

Vitamin takviyelerini alırken dikkat etmemiz gereken noktalar

Son günlerde sürekli gündemimizde olan konulardan biri de 'bilinçsiz vitamin kullanımı'. Neden mi bu konu dediğinizi duyar gibiyim. Son yıllarda yapılan araştırmalarda hangi vitamin neye yarar değil de, hangi vitaminden bilinçsiz tüketirsek zararlarının neye yol açacağı araştırılmaktadır. Çünkü gitgide vitamin takviyelerine ilgi artmakta ve bilinçsiz tüketim baş göstermektedir. Bana gelen danışanlardan da edindiğim bilgiler bu yöndedir. Örneğin, D vitaminim eksik çıktı 1 kutu aldım ve bitirdim veya son günlerde unutkanlığım çok arttı, arkadaşım iğnesini almış iyi geleceğini söyledi ve ben de aldım veya kış ayları geldi her gün düzenli olarak C vitaminimi alıyorum vb...

Dikkat edilmesi gereken hususlar

**Gerekli olan vitaminler ve miktarları doktor ve diyetisyen kontrolünde belirlenmelidir. Eğer herhangi bir hastalığınız yoksa, doktorunuz veya diyetisyeniniz önermemişse supleman kullanmayın.

**Büyüme ve gelişme çağında, hamilelikte, ileri yaşlarda, kronik hastalığı olanlarda, alkolizmde eksikliği belirlenen vitaminler kullanılmaktadır.

**Vitaminlerin tavsiye edilen günlük miktarları “RDA” olarak tanımlanmaktadır. Bu değerler vitaminlerin etiket bilgilerinde yer almaktadır.

** bazı hastalıklarda kişiye daha yüksek oranda vitamin tavsiye edilir; ayrıca ilaçlar vitaminlerin aktivitelerini engelleyebilir. Gerekli görülen miktar kişiden kişiye farklılık gösterebileceğinden mutlaka doktor veya diyetisyen kontrolünde olunmalıdır.

NOT: Son yapılan araştırmalarda genellikle sosyoekonomik ve sosyokültürel düzeyden yüksek olanlarda bilinçsiz tüketim daha çok bulunmuştur. Aman dikkat

Bilinçsiz vitamin kullanımı hastalıklara yol açabilir!

1.A Vitamini Fazlalığı: Antioksidan bir vitamindir. Vücutta birikip karaciğer zehirlenmelerine yol açabilir. Klinik çalışmalarda akciğer kanseri gelişme riski olan kişilerde (genetik, sigara tüketimi, kanserojen maddeye mazur kalma vb...) yüksek doz beta karoten alımının kansere yakalanma riskini artırdığını ortaya koymuştur.

2.B Vitamini Fazlalığı: Belirtileri, hissizlik, cilt rahatsızlıkları, gözlerde ışık hassasiyeti, uykusuzluk, bitkinlik, baş ağrısı, çarpıntı, ishal şeklinde görülebilir. B6 vitamininin de uzun süreli yüksek dozda alımı ise kimi zaman kalıcı sinir hasarlarına neden olabilmektedir. ABD'de yapılan araştırmada aşırı vitamin kullanımı ile ilerlemiş prostat kanseri arasında bağlantı olduğu doğrulanmıştır.

3. K vitamini fazlalığı; kanın pıhtılaşmasında ve yıkılmasında problemler yaratabilir.

4-C Vitamini Fazlalığı: antioksidan bir vitamindir. Soğuk algınlığı, grip gibi hastalıklarda ilk başvurulan C vitamini tüketimi olmaktadır. Ancak yüksek dozda C vitamini alınması oksalat taşları oluşturabilmektedir. C vitamini mide asidini artırdığı bilinmektedir. Anemik hastalarda demirle birlikte C vitamini alınması önerilir; ancak demir birikimi olan ve hemolitik anemilerde C vitamini önerilmemektedir.

5-D vitamini Fazlalığı: Antioksidan bir vitamindir. Vücutta; kanser oluşumunu ve gelişimini önlemede, kilo kontrolünü sağlamada, bağışıklık sistemini güçlendirmede, kalsiyum ile birlikte metabolizma hızını arttırmakta görevlidir.

Fazlalığında kanda kalsiyum yükselmesine, böbrek hastalıklarına, damar sorunlarına, böbrek taşlarına neden olabilir. Toksisite yani zehirlenme belirtileri kemik ağrısı, kabızlık, ağız kuruluğu, sürekli baş ağrısı, susuzluk, iştahsızlık, düzensiz kalp atışı, kas ağrısı, ağızda metalik tat, bulantı, kusma şeklindedir. Kronik toksisite kemik ağrısı, idrarda bulanıklık, gözlerde kızarma, gözlerin ışığa hassasiyetinde artma, şiddetli mide ağrısı problemlerle kendini belli edebilir.

6-E vitamini fazlalığı; antioksidan bir vitamindir. Kanın pıhtılaşmasını önler. Özellikle kan sulandırıcı ilaç kullanan hastalara önerilmez. 1 gramın üzerindeki dozlarda bulantı, gazlanma ve ishal yapabildiği bildirilmiştir.

Mucizevi bir çözüm yok!

Sonuç olarak sağlıklı beslenmeyi kendi hayat standartlarımıza göre dengeleyip, uyarlayıp, kendimizi de mutsuz etmeden bir alışkanlık haline getirmeliyiz. Mucizevi bir çözüm yoktur ve muhakak doktorunuzun veya diyetisyeninizin istediği kan tahlilleri ışığında, mevcut olan hastalıklara göre yine doktor ve diyetisyen yönetiminde vitamin takviyeleri dozunda kullanılmalıdır.
Mehmetkarahanlı is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-04-2017, 00:01   #96
Mehmetkarahanlı
Informant
 
Mehmetkarahanlı kullanıcısının avatarı
 
Konum: Bursa
Yaş: 57
Mesaj: 16,597
Üye No: 130517
Giriş: 27-11-2015

Uydu Alıcısı: nexstar

Kart Paylaşımı: hayır
Thanks: 1,877
Thanked 287 Times in 249 Posts
Varsayılan

Kimi zaman geçici burun tıkanıklığına bağlı ya da gırtlak kıkırdaklarının yumuşak olmasından kaynaklı geçici boğaz hırıltıları da olabilir. Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Emre Çenesiz hırıltının nedenleri ve tedavisini anlattı.

Hırıltının sebepleri nelerdir?

Hırıltının nedenleri bronş(oil)lerde oluşan tıkanmadır. Bu nedenden dolayı zorlanarak giren çıkan hava ıslık sesine benzer bir ses çıkarmaya başlar. Çocuğunuzun bu durumda oksijen alımını artırmak için daha hızlı ve daha sık bir şekilde nefes almaya başladığını fark edebilirsiniz. Anne babalar bu durumu genelde çocuğum sanki karnından nefes alıyor gibiydi diyerek tanımlar.

Nasıl fark edilir?

Hırıltı nefes almak birden fazla bulguyla beraber oluşabilir:

Çocuktaki nefes sayısının artması

Çocuğun daha çok nefes alabilmek için burun kanatlarının açılıp kapanması

Aynı nedenden dolayı kaburga kasları ve diyagramın etrafındaki kasların kasılıp gevşemesi

Daha çok nefes verirken görülen hırıltı, göğse bastırılması ile kedi mırıltısına benzer.

Hırıltıya karşı evde neler yapabilirsiniz?

Çocuklarda hırıltı genelde viral enfeksiyonlar kaynaklı olduğundan, yakın temastan kaçınılmalı, evde sık sık eller yıkanmalı. Ev ortamı temiz tutulmalı, sigara dumanı, kimyasal hava kirleticiler olmamalı, odanın nemi 40-45 derece, sıcaklık 22-24 derece arasında olmalıdır. Sıvı alımını artırmak, burun ve boğazdaki sekresyonları temizlemek önerilir.

Bebeklerde hırıltı görülürse ne zaman doktora gidilmelidir?

Öksürük çocuğun uykusunu, beslenmesini etkiliyorsa, hızlı nefes alıp veriyorsa, ateş eşlik ediyorsa, üst üste öksürüp ardından kusuyorsa, hafif başlayıp giderek şiddetlendiyse, spazmatik öksürük veya krup dediğimiz boğuk öksürük varsa doktora mutlaka başvurulmalıdır. Viral enfeksiyon kaynaklı rahatsızlıklar bulaşıcı olduğu için çocuklarda hırıltı varsa gerekli önlemlerin alınmasını, olası bulaşıcılığı önlemek için hastalık sırasında çocuklar okula gönderilmemelidir.
Mehmetkarahanlı is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-04-2017, 01:34   #97
Mehmetkarahanlı
Informant
 
Mehmetkarahanlı kullanıcısının avatarı
 
Konum: Bursa
Yaş: 57
Mesaj: 16,597
Üye No: 130517
Giriş: 27-11-2015

Uydu Alıcısı: nexstar

Kart Paylaşımı: hayır
Thanks: 1,877
Thanked 287 Times in 249 Posts
Varsayılan

İngiltere Glasgow Üniversitesi’nde genç çocuklarda televizyon izleme süresinin astım gelişimiyle ilişkili olup olmadığını araştıran bilim adamları, günde 2 saat televizyon izleyen çocukların % 6'sında, astım yaşayacaklarını gösteren sonuçlar elde ettiklerini, günde 2 saatten fazla izleyen çocuklarda ise neredeyse iki kat fazla astım geliştiğine dikkat çektiler.

İstanbul Alerji Merkezi Doktorlarından, Çocuk Alerji, İmmünoloji ve Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Akçay; televizyon izlerken hareketsiz yaşamın, ekran karşısında tüketilen abur cuburların alerjik ve astım hastalıklarına neden olduğunu söyledi. Aktif olmayan yaşam tarzının, akciğer gelişimini değiştirdiğini ve çocuklarda nefes alma sorununun, solunumu etkilediğini belirtti. Özellikle ebeveynlerin, üç ile on iki yaşında ki çocukların televizyon alışkanlıkları konusunda şikâyetleri olduğuna, obezite ve egzersiz eksikliğinin alerjik astım hastalıklarında ciddi sorunlar yarattığına dikkat çekti.

“Obezite ve astım çocukluk çağının en sık görülen iki önemli hastalığıdır”

Günde iki üç saat televizyon izleyen ve ekran karşısında abur cubur yiyen çocukların kilo aldığını belirten Çocuk Alerji, İmmünoloji ve Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Akçay; hareketsiz yaşamın obezite yaptığına, obezitenin ise astım sıklığını arttığına dikkat çekti. Aynı zamanda fazla kilonun astımlı çocukların tedavisinde başarısız sonuçlarına neden olduğunu sözlerine ekledi. Prof. Dr. Ahmet Akçay; “Obezitenin mekanik, immünolojik etkileri, hormonlardaki değişiklik, ortak genetik yapı, diyet ve fiziksel aktivitede azalma gibi etkiler astıma neden olur. Obezite fazla yağ ile göğüse baskı yapmaktadır. Göğüs duvarında yağ birikmesi sebebiyle, Akciğerlerde kan akımını etkiler. Bronşların genişleme yeteneği azalır. Obezite yağ hücreleri astıma neden olan bazı maddeler salmaktadır. Bunların başında leptin gelmektedir. Obezitede leptin miktarı yükselir ve leptin de akciğerlerde bronşlarda enflamasyona neden olur. Obezite astımı kötü etkiler çünkü reflüyü artırır bu da astımı ağırlaştırır. Uyku bozukluğu, kanda yağ miktarı artışı, tansiyon yüksekliği ve diyabete neden olarak yine astımı kötü yönde etkiler. Ayrıca kolesterol yüksekliği astım riskini artırıcı etkisi vardır. Obezite erkeklerde geç ergenliğe ve kızlarda erken ergenliğe girmeye neden olur. Obezitede östrojen miktarı artar bu da alerjiye eğilimi artırır” dedi.

Akçay; “Alerjik hastalıklarda aşı tedavisi çok etkilidir. Astımlı veya alerjik nezleli çocuklarda alerjiye karşı tolerans oluşturmak için kullanılır. Aşı tedavisi ilaç gereksinimini azaltır veya ortadan kaldırır, yeni alerjilerin gelişmesini önler ve hayat kalitesini artırmaktadır. Çocuklarda aşının etkisi yetişkinlere göre çok daha fazladır. Çünkü çocuklarda immun sistem değişim içindedir” dedi.
Mehmetkarahanlı is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-04-2017, 01:37   #98
Mehmetkarahanlı
Informant
 
Mehmetkarahanlı kullanıcısının avatarı
 
Konum: Bursa
Yaş: 57
Mesaj: 16,597
Üye No: 130517
Giriş: 27-11-2015

Uydu Alıcısı: nexstar

Kart Paylaşımı: hayır
Thanks: 1,877
Thanked 287 Times in 249 Posts
Varsayılan

Büyük oranda tütün maruziyetine bağlı ortaya çıkan KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı), kişiye yansıması daha geç olduğu için ilk başta fark edilmiyor. Aslında öksürük, balgam gibi belirtileri olan KOAH, ancak hareket etmeyi engelleyecek kadar nefes darlığı hissedildiğinde önemseniyor. Oysa akciğerlerin en büyük hasarı ilk 5 yıl içerisinde aldığını belirten Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Öner Dikensoy, “Bu yüzden sigaraya hiç başlamamak ya da ilk başlanıldığı sıralarda bırakmak, KOAH’ın önlenmesinde çok önemli” diye konuşuyor.



Ülkemizde yetişkin nüfusun yüzde 15-20’sini etkileyen KOAH, kronik hastalıklar içerisinde en çok hastaneye yatış sebebi. Şu anda dünyada en sık görülen 4. ölüm sebebi olan KOAH’ın 2020 yılında 3’üncü sıraya yükselmesi bekleniyor. Öte yandan tedavi edilen ve önlenebilir bir hastalık olan KOAH’ın göz ardı edilen en önemli özelliği; henüz sigaraya başlanan ilk yıllarda akciğerlerde büyük hasarlar meydana getirmesi. Ancak kişiye yansımasının daha geç olduğunu söyleyen Prof. Dr. Öner Dikensoy, 40’lı yaşlardan sonra şikayetlerin arttığından bahsediyor. O yaşa kadar kişinin öksürük, balgam gibi belirtileri olsa da önemsemediğini belirten Prof. Dr. Öner Dikensoy, “Sigara içen kişi, uzun bir süre 40-45 yaşına kadar bir sıkıntı yaşamadığı için hiç yaşamayacağını düşünerek bırakmak istemiyor” şeklinde konuşuyor. Prof. Dr. Öner Dikensoy, KOAH’ta erken tanının önemine dikkat çekerek, “40 yaşın üzerinde sigara içen herkesin muhakkak solunum fonksiyon testi yaptırması lazım” uyarısında da bulunuyor.



İlk adım sigarayı bırakmak

KOAH’ta hastalık hangi evrede olursa olsun, tedavide ilk yapılması gereken şey sigarayı bırakmak. Çünkü yapılan bütün çalışmalar gösteriyor ki kişi hangi tedaviyi alırsa alsın, sigara içmeye devam ettikçe akciğer fonksiyonlarındaki azalma bütün hızıyla devam ediyor. Oysa KOAH geçmişi olan kişi, sigarayı bıraktığı andan itibaren akciğer fonksiyonlarındaki düşüş hızı yarı yarıya iniyor. KOAH’lı bir kişide 50-100 ml gibi bir akciğer kapasitesinin bile son derece önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Öner Dikensoy, sigarayı bırakmanın KOAH’lı hastalarda yaşam kalitesini yükseltecek en önemli etken olduğunu söylüyor. Sigarayı bırakmanın bir diğer faydası ise; hava yolu darlığı olan KOAH’lı hastalarda sigaranın yaptığı bazı etkilere karşı... Örneğin aşırı balgam dediğimiz mukus salgılaması, sigarayı bırakan kişilerde bir süre sonra azalıyor. Azalma olduğu için akciğerdeki o mukusa bağlı tıkanıklık da böylece azalmış oluyor.



Düzenli grip aşısı şart

KOAH’lı hastaların yaşam kalitesini artırmada aşılama çok önemli. Prof. Dr. Öner Dikensoy, KOAH hastalarının, özellikle kış dönemlerinde viral enfeksiyonlar sebebiyle sık sık hastaneye yatmak zorunda kaldıklarını belirterek, “KOAH’lı hastalarda basit bir viral enfeksiyon bile tablonun ağırlaşmasına, bazen hastanın yoğun bakımlık olmasına sebep olabiliyor” diyor. KOAH hastalarını özellikle gribe karşı uyaran Prof. Dr. Öner Dikensoy, gripten korunmak için düzenli olarak aşı yaptırmanın önemli olduğunu dile getiriyor. Zamanlaması konusunda “Ekimin ilk haftasından önce yaptırılmalı. Fakat grip salgınının Nisan ayına kadar devam ettiği düşünülürse hala vakit var” diyen Prof. Dr. Öner Dikensoy, düzenli olarak her yıl yaptırılan aşının koruyucu etkisinin daha fazla olduğunun altını çiziyor.



Bu tedavi yaşam kalitesini artırıyor

Özellikle orta ve ileri derecedeki KOAH’lı hastalarda, nefes darlığından dolayı daha az hareket etme ve evde kalma isteği görülebiliyor. Bu davranışın nefes darlığı hissini ve kaslarda zayıflamayı artıracağını belirten Prof. Dr. Öner Dikensoy, bu tür hastalarda ‘pulmoner rehabilitasyon’ denen bir tedavi şekli uygulanabileceğinden bahsediyor: “Pulmoner rehabilitasyon, kişinin solunum kalitesini artırmaya yönelik bir tedavi programı. Kişiye doğru nefes alışkanlıkları kazandırılarak, daha iyi nefes alıp vermeleri amaçlanıyor. Ayrıca yürüyüş, aerobik, ağırlık kaldırma gibi egzersizlerle zayıflayan kaslar güçlendiriliyor.”

Pulmoner rehabilitasyonun bir diğer ayağı ise; doğru beslenme. KOAH’lı hastaların beslenmesinin düzenlenmesi gerektiğini de söyleyen Prof. Dr. Öner Dikensoy, bunun nasıl yapılabileceğini ise şöyle anlatıyor: “Günde 5-6 öğünden oluşan, 2 bin kalorilik bir beslenme planı oluşturulmalı. Kişi sık ve az beslenmeli. Alacağı kaloriyi de karbonhidrattan değil protein ve yağdan karşılamalı.”
Mehmetkarahanlı is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-04-2017, 01:37   #99
Mehmetkarahanlı
Informant
 
Mehmetkarahanlı kullanıcısının avatarı
 
Konum: Bursa
Yaş: 57
Mesaj: 16,597
Üye No: 130517
Giriş: 27-11-2015

Uydu Alıcısı: nexstar

Kart Paylaşımı: hayır
Thanks: 1,877
Thanked 287 Times in 249 Posts
Varsayılan

En bilinen risk faktörünün safra kesesi polipleri olduğunu söyleyen Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Kürşat Serin “Safra kesesi taşları sebebi ile geçirilen tekrarlayan iltihabi ataklar da kolaylaştırıcı zemin oynayabilir. Taşların kansere sebep olduğunu ispat edecek bilimsel veriler bulunmuyor. Ancak tekrarlayan iltihabi ataklar sebebi ile hücrelerin yapıları bozuluyor ve bu durumun kansere sebep olabileceğinden kuşkulanılıyor. Ayrıca safra kesesi kanseri sebebi ile ameliyat edilen pek çok hastanın safra kesesinde büyük taşların görülmesi de bu kuşkuyu artıran önemli noktalardan” diyor. Safra kesesi ve içerisinde oluşan taşlar gerçekten ne kadar tehlikeli? Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Kürşat Serin anlattı.



Safra kesi taşı neden oluşur?

Karaciğerin alt arka kısmına yerleşen küçük bir organ olan safra kesesinin ana görevi karaciğerde üretilip salgılanan safranın depolanması ve ihtiyaç anında on iki parmak bağırsağına boşaltılmasıdır. Özellikle yağlı yemeklerden sonra fazlaca ihtiyaç olan safrayı bağırsağa boşaltır. Safra kesesi içerisinde safra depolanırken bir taraftan da içerisinde ki suyun bir miktarı emilerek yoğun hale getirilir. Safra kesesi kasılmasının yetersiz olduğu, yoğun halde çökelek oluştuğu durumlarda safra çamuru ve taşları gelişir. Nerede ise her 5 kişiden 1’inde safra kesesinde taş veya çamur gelişimi saptanır. Aslında bunlardan 5 hastadan sadece 1’i safra kesesindeki taşlardan haberdardır veya bu taşlar ağrı, hazımsızlık, şişkinlik gibi şikayetlere sebep olur. Bu hastalardan da yıllar içerisinde aslında sadece 5’te 1’inde ağır iltihabi durum gelişir.



Safra kesesi taşları nelere yol açabilir?

Safra kesesinde taş bulunan hastaların pek çoğu bunu ya kontrollerde ya da başka sebepler ile yapılan tahlillerde tesadüfen öğrenir. Safra kesesindeki taşların en sık oluşturduğu sorun ağrı veya hazımsızlık, şişkinlik ve geğirti hissidir. Safra kesesinde taş bulunanlar için en sık rastlanan risk bu taşların sebep olabileceği bir iltihabi atak geçirmektir ki bazen acil ameliyat gerekecek kadar ciddi olabilir. Yine bu taşlardan birinin safra kesesi kanalını geçerek ana safra kanalında tıkanıklık yapması halinde sarılık gelişebilir ve tedavi daha kompleks hale gelir. Safra kanalına taşların düşmesi halinde öncelikle kanaldaki taşın tedavisine odaklanmak gerekir. Çünkü sarılık sebebi ile ağır karaciğer veya pankreas iltihabı geçirme riski oluşur. Endoskopik yöntem ile öncelikle kanaldaki taş çıkarılmalıdır.



Pankreas iltihabı ne kadar ciddidir?

Pankreatit yani pankreas iltihabının ülkemizde en sık sebebi safra kesesi taşlarıdır. Aslında safra kesesinde taş bulunanların sadece yüzde 1-3’ünde pankreatit gelişir. Ancak gelişmesi halinde ciddiye alınmalıdır, çünkü her 3 pankreatit hastasından 1’i bunu yoğun bakımda tedavisi gerekecek kadar çok ağır geçirebilir ve hastayı hayati tehlikeye sokabilir.



Safra kesesi ameliyatları nasıl yapılır?

Güncel teknolojik ve tıbbi gelişmeler ile safra kesesi ameliyatları daha konforlu ve kısa sürede yapılabilmektedir. Laparoskopik veya robotik dediğimiz yöntemler ile çok küçük kesiklerden kapalı yöntem ile yapılan safra kesesi ameliyatları sadece 45 dakika sürer. Ameliyatın başarı oranı ise tecrübeli kişilerce yapıldığında yüzde 99’dan yüksektir.



Safra kesesi alınanlarda ne gibi problemler ortaya çıkar?

Safra kesesi ameliyatları hasta bir organın tam fonksiyon göstermemesi sebebi ile ortaya çıkardığı sorunları gidermek için yapılır. Yani safra kesesinin alınması sorun çıkarmaz tam aksine hasta organın orada bulunması sorundur. Hayati bir organ olmayan safra kesesinin alınması insan hayatında herhangi bir değişikliğe sebep olmaz.



Safra kesesi alınanlar için özel bir diyet gerekir mi?

Safra kesesi hasta olduğu için çoğunlukla yağlı yiyeceklerin ve yumurtanın yasaklandığı hastalar ameliyat sonrası hasta olan safra keselerinden kurtuldukları için nekahat dönemini atlattıklarında kısıtlama olmaksızın dilediklerini yiyebilir. Burada belirleyici olan safra kesesinin yokluğundan çok hastanın beslenme ve bağırsak alışkanlıkları olacaktır. Herkeste olduğu gibi sevmediği veya yediğinde rahatsızlık verdiğini bildiği yiyeceklerden uzak durması gerekir. Öyle ki rahatsızlık hissetmedikleri sürece yumurta dahi yenebilir.



Safra kesesi taşları kansere sebep olur mu?

Safra kesesi taşlarının kansere sebep olduğunu ispat edecek bilimsel veriler bulunmuyor. Ancak tekrarlayan iltihabi ataklar sebebi ile hücrelerin yapıları bozuluyor ve bu durum kansere sebep olabiliyor. Safra kesesi taşları sebebi ile geçirilen tekrarlayan iltihabi ataklar da kolaylaştırıcı zemin oynayabilir. Ayrıca safra kesesi kanseri sebebi ile ameliyat edilen pek çok hastanın safra kesesinde büyük taşların görülmesi de bu kuşkuyu artıran önemli noktalardan.



Safra kesesi kanserleri neden olur?

Bilinen en agresif ve tedavisi zor, kanser türlerinden biri olan safra kanserleri için en iyi bilinen risk faktörü safra kesesi polipleridir. Safra kesesi içerisinde gelişmiş kabarıklıklar-et benleri olarak tarif edebileceğimiz polipler- tıpkı sindirim sistemimizin başka yerinde gelişen polipler gibi kanser öncüsü olabilir.
Mehmetkarahanlı is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-04-2017, 01:38   #100
Mehmetkarahanlı
Informant
 
Mehmetkarahanlı kullanıcısının avatarı
 
Konum: Bursa
Yaş: 57
Mesaj: 16,597
Üye No: 130517
Giriş: 27-11-2015

Uydu Alıcısı: nexstar

Kart Paylaşımı: hayır
Thanks: 1,877
Thanked 287 Times in 249 Posts
Varsayılan

Ses kısıklığı sosyal yaşamı,hatta bazen profesyonel hayatı önemli derecede etkileyen ve herkesin hayatı boyunca en az bir kez yaşadığı bir problem. Kış mevsiminde genellikle üst solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle geliştiği için “griptendir” denilerek hafif alınabiliyor. Ancak “grip” gibi basit sebeplerin yanı sıra bazen yaşam kalitesini düşüren, hatta hayatı tehdit eden gırtlak kanseri gibi bazı hastalıkların ilk belirtisi de olabiliyor. Bu nedenle ses kısıklığının iki haftayı aşması durumunda mutlaka bir hekime başvurmak çok önemli. Acıbadem Taksim Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Uzmanı Dr. Ahmet Erdem Kılavuz, ses kısıklığının 7 nedenini anlattı, önemli önerilerde bulundu.

1.Üst solunum yolu enfeksiyonu

Üst solunum yolu, burun ve ağız girişinden soluk borusuna kadar olan geniş bir alanı kapsıyor. Bu bölgenin grip ve nezle gibi viral enfeksiyonları ya da bunların üzerine gelişen ikincil bakteriyel enfeksiyonlar, üst solunum yolunu döşeyen ve mukoza adı verilen özelleşmiş dokusunda ödem ile akıntılara sebep olabiliyor. Bu akıntılardan ses telleri dolaylı olarak etkilenebiliyor. Ayrıca bu enfeksiyonlar bazen “larenjit” adı verilen ve ses tellerinin kendisini doğrudan etkileyen bir tablo şeklinde ortaya çıkabiliyor. Bu durumların tümünde değişik şiddette ses kısıklığı gelişebiliyor. Üst solunum yolu enfeksiyonları komplike olmadığı durumlarda bir kaç gün içinde tedaviyle düzeldiğinde ses kısıklığı sorunu da ortadan kalkıyor.

2. Reflü

Reflü mide içeriğinin mide alt kapağındaki zayıflıktan dolayı yukarı yemek borusuna ve boğaza doğru çıktığı duruma deniyor. Mide içeriğindeki kuvvetli asit genellikle yemek borusuna doğru çıkıp bu bölgeyi rahatsız ediyor. Ancak bazen larengofarengeal reflü denilen durumda bu asidin daha yukarıya, gırtlak bölgesine ulaştığı da oluyor. Bu durumda asit maruziyetine alışık olmayan gırtlak ve ses telleri ciddi olarak etkilenip zarar görebiliyor. Bu da ses tellerinin yapısında bozulmalara yol açarak ses kısıklığı oluşturabiliyor. Yemek sonrası artan ses kısıklığı ve boğazda temizleme ihtiyacı geliştiğinde mutlaka Gastroenteroloji ve Kulak Burun Boğaz uzmanlarına muayene olmak gerekiyor.

3. Geniz akıntısı

Geniz akıntısı boğaza doğru inip rahatsızlık yaratabiliyor. Bu akıntıların altında yatan nedenler kronik sinüzit, sigara kullanımı veya allerjik burun iltihabı gibi durumlar ise hayat kalitesinde ciddi düşüşe sebep olabiliyor. Geniz akıntısı, boğazda takılma hissi, sürekli yutkunma ve boğaz temizleme alışkanlığına sebep olduğu gibi, bu akıntının daha aşağıya inmesi durumunda ses tellerini de etkileyip ses kısıklığına yol açabiliyor. Özellikle sabahları yoğun boğaz temizleme ihtiyacı duyulduğunda, boğazda takılma hissi ile beraber ara ara ses kısıklıkları yaşandığında, geniz akıntısının varlığı ve altta yatan sebebin tedavisi için mutlaka kulak burun boğaz uzmanına başvurmalı.

4. Ses tellerine ait nodül ve polipler

Sesin yanlış ve yoğun kullanımı ile sigara gibi sebepler ses tellerinde uzun vadede nasırlaşma (nodüller) ile lokal ödemin ilerlemesine bağlı küçük yumrular (polipler) oluşturabiliyor. Kulak Burun ve Boğaz Uzmanı Dr. Ahmet Kılavuz bu nodül ve poliplerin ses tellerinin titreşimlerini engelledikleri için ses kısıklığına neden olabildiklerini belirterek, “Bu durum özelikle sesini yoğun kullanan ses ve performans sanatçıları ile öğretmenler gibi meslek gruplarında daha sık görülüyor. Nodül ve poliplerin gerekli durumlarda cerrahi olarak tedavi edilmesinin yanı sıra, daha öncelikli olarak altta yatan yanlış ses kullanımını düzeltmek için ses terapistleri ve kulak burun boğaz uzmanları beraber çalışarak çözüm üretiyor” diyor.



5. Yanlış ses alışkanlıkları

Yanlış ses alışkanlıkları ses yapısının oturduğu ergenlik dönemi de dahil olmak üzere ses tellerinin fonksiyonel hareketlerini bozabiliyor. Ses tellerinin doğru kapanmasını ve titreşimlerini engelleyebileceği gibi ciddi durumlarda ses tellerinin yapısında da değişiklik oluşturarak ses kısıklığına yol açabiliyor. Ayrıca maç gibi ortamlarda sürekli bağırmanın veya konserlerde şarkılara yüksek sesle iştirak etmenin neden olduğu ses tellerindeki travma da ses kısıklığı oluşturabiliyor. Yanlış ses kullanımının öncelikli sebep olduğu bu durumlarda doğru ses terapisi sorunun üstesinden gelmede yardımcı olabiliyor.



6. Ses tellerine ait hareket bozuklukları

Ses tellerinin hareketini sağlayan kasları, bunun için özelleşmiş sinirler çalıştırıyor. Her iki ses teli için ayrı olan bu sinirleri etkileyen çeşitli durumlar ses tellerinin hareketlerini kısıtlayıp ses kısıklığına yol açabiliyor. Bu durumlar arasında çeşitli nörolojik bozukluklar, sinirin uzandığı yol boyunca siniri etkileyen çeşitli hastalıklar ve kitleler sayılabileceği gibi, bazen bu bölgeye yapılan, özellikle tiroid ameliyatı gibi cerrahi işlemler de etken olabiliyor. Ses tellerinin sinirine ait bozukluklardan şüphelenilmesi durumunda Kulak Burun Boğaz uzmanı, Nöroloji ve Göğüs Hastalıkları uzmanlarının ortaklaşa değerlendirilmesi sonucu tanı ve tedaviye ulaşılabiliyor.



7. Gırtlak kanseri

Gırtlak bölgesinin kanserleri genellikle sigara kullanımı, eşlik eden alkol kullanımı, genetik sebepler ve bazı viral hastalıkların etkisiyle oluşuyor. Gırtlak ve ses tellerini tutan bu tümörler ses tellerinin hareket ve titreşimlerini etkiledikleri gibi gırtlağın kas, sinir ve eklem yapısını da tutması durumunda da ses kısıklığına neden olabiliyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Ahmet Erdem Kılavuz gırtlak kanserinin erken dönemde de belirti vermesi sayesinde erken tanı ve tedaviye olanak sağlayabilen nadir kanserlerden olduğuna dikkat çekerek şunları söylüyor: “Dolayısıyla uzun süren ses kısıklıklarında özellikle yoğun sigara kullanımı öyküsü olan kişilerin hiç ertelemeden bir kulak burun boğaz uzmanına başvurmaları yaşamsal önem taşıyor. Erken dönemde tespit edilen gırtlak kanseri uygun tedaviyle tamamen iyileşebiliyor. Erken tanı ve tedavi ayrıca gırtlağın korunmasına ve kişinin sesini koruyabildiği tedavi çözümlerine de olanak verebiliyor. Bunların yanı sıra hastalığın erken tespiti kanserin bölgesel yayılımının ve akciğer gibi uzak organlara sıçrayabilmesinin de önüne geçiyor.”
Mehmetkarahanlı is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla

Konu Araçları
Görünüm Modları

Forumdaki Yetkileriniz
Konu açma yetkiniz yok
Konularda cevap yazma yetkiniz yok
Eklenti yükleme yetkiniz yok
Kendi mesajlarınızı düzenleme yetkiniz yok

BB code is Açık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı

Hızlı Geçiş



Saat 04:08.


Powered by vBulletin Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.